Homepage Konuştuk Dr. Mariëtte Verhoeven ile “İstanbul’da Bizans Mimarisi ve Kültürel Hafıza” Üzerine Söyleşi

Dr. Mariëtte Verhoeven ile “İstanbul’da Bizans Mimarisi ve Kültürel Hafıza” Üzerine Söyleşi

by samblog
-SAMBLOG SÖYLEŞİLERİ-

Söyleşi: Rahime Aksa Boyraz, İstanbul Şehir Üniversitesi, Tarih Bölümü Lisans Öğrencisi

Dr. Mariëtte Verhoeven Hollanda’da Radboud University Nijmegen’da araştırmacı ve öğretim görevlisi. Aynı zamanda Türkiye’de Hollanda Araştırma Enstitüsü’nde de (Netherlands Institute in Turkey – NIT) araştırmalar yürütüyor. Araştırmaları Ravenna ve İstanbul’da erken Hristiyan ve Bizans mimari ve kültür tarihi ve bunun kültürel hafıza içerisindeki dönüşümü üzerine yoğunlaşıyor. Verhoeven’ın temel araştırma sorusu, tarihsel araştırmanın kültürel mirasın sahiplenilme, kimlik oluşumu ve geçmişe yönelik tutumlar bağlamında korunması ve sergilenmesine nasıl katkıda bulunabileceği ve etki edebileceği üzerine.

-Kişisel arka planınızdan bahseder misiniz? Sizi İstanbul’daki Bizans mirasını çalışmaya motive eden nedir?

İstanbul’u ilk defa 1986’da ziyaret ettim. Aynı yıl Radboud Üniversitesi’nde Sanat Tarihi eğitimime başladım ve sonrasında yüksek lisansımı Ayasofya’nın dönüşümü üzerine bir tez ile tamamladım. Bu sırada Türkiye’de tur rehberi olarak çalışmaya başladım ve bir Türk olan eşimle de burada tanıştım. Turizm sektöründe bir kariyer edindikten sonra akademiye geri döndüm. 2010’da Ravenna üzerine bir araştırma ile doktoramı tamamladığımda odaklandığım noktalardan biri de Konstantinopolis ile olan ilişkilerdi. Sonrasında ise doktora sonrası araştırmalarımı İstanbul’daki Bizans mirası üzerine yoğunlaştırmaya karar verdim.

-Bu alanda çalışırken yüzleştiğiniz temel problemler neler? İstanbul’daki Bizans mirasını çalışırken Hollanda arka planınızı bir avantaj olarak mı, dezavantaj olarak mı görüyorsunuz?

Konu İstanbul’daki projeler ve restorasyon çalışmaları hakkında bilgi almaya gelince Hollandalı olmayı bir dezavantaj olarak görüyorum. Ancak konu, aldığım eğitim ve Bizans mirası hakkındaki birikimime gelince bunu bir avantaj olarak görüyorum. Ayrıca İstanbul’daki Hollanda Araştırma Enstitüsü’ndeki (NIT) araştırma olanaklarından ve sunulan desteklerden yararlanabiliyor olmam açısından da bunu bir avantaj olarak görüyorum.

-İstanbul’da Bizans mirasını korumak adına son birkaç yılda yapılan çalışmaları nasıl değerlendirirsiniz?

İstanbul’da son yıllarda odağın Bizans mirasından ziyade Osmanlı mirasını yenileme ve korumaya yönelmiş olduğu görülüyor. Bu durum özellikle sonradan camiye dönüştürülmüş Bizans kiliselerinin restorasyonu söz konusu olduğunda göze çarpıyor, Zeyrek Camii’nde –eski Pantokrator Manastırı- olduğu gibi. Bu restorasyon, tarihi gerçekliğe uygunluğu ve Bizans mirasının restorasyon esnasında göz önüne alınmamış olmasıyla ilgili ciddi bir eleştiri almıştı. Aynı şekilde yakın zamanda tamamlanan Tekfur Sarayı restorasyonu da “kurgusal bir yeniden inşa” ve çağdaş koruma prensiplerine göre hatalı bir müdahale olarak değerlendirilmişti. Kariye ve Fethiye müzeleri de an itibariyle restorasyon altında ancak restorasyon planları hakkında bilgi almak oldukça zor. Ayrıca tamamlanmış restorasyon projelerinin gerekçe ve sonuçları da yayınlanmıyor.

-Koruma meselesinde dijital yöntemlerin önemini nasıl değerlendiriyorsunuz? İstanbul’daki miras özelinde dijital yöntemlerden nasıl yararlanılabilir?

İstanbul’da dijital tekniklerin kullanılması Bizans mirasının yapısal müdahalelere gerek kalmadan yeniden canlandırılabilmesi anlamına geliyor. Çeşitli projeksiyonlar ve uygulamalar yardımıyla yalnızca Bizans değil Osmanlı mirası da dijital olarak görülebilir hale getirilebilir. Böylelikle hangi mirasın kim için korunması gerektiğine karar verme güçlüğü ortadan kalkabilir. Özellikle de İstanbul gibi çok katmanlı bir tarihe sahip bir şehir için bu oldukça dikkate değer.

-Bugüne kadar Ravenna’da da İstanbul’da da dini miras yapıları üzerinde çalıştınız. Eğer bir kıyaslama yapacak olursanız Ravenna ve İstanbul’da çalışırken karşılaştığınız zorluklar nelerdi?

Ravenna kesintiye uğramamış bir Hristiyan geçmişine sahip. Şehrin Roma İmparatorluğu’na başkentlik yaptığı 5. ve 6. yüzyıllardan kalma korunmuş ve hala kullanılmakta olan kiliseleri var. İstanbul’da ise Bizans’a ait kiliselerin pek çoğu 1453 sonrasında camiye dönüştürülmüş. Bu bir yandan bu yapıların günümüze ulaşmasını sağlarken bir yandan da yapıların Hristiyan geçmişinden kalan dekorasyonun günümüze ulaşmamasının sebebi. Tarihinden ötürü Ravenna’da hangi mirasın korunmasına karar vermek İstanbul’dan daha kolay. Buna karşın Ravenna’da da Orta Çağ’dan kalan yapılara ait dekoratif unsurların restorasyonlar esnasında yok edildiğini görmek mümkün.

-Restorasyon projeleri, akademisyenlerin alana ilgisi ve insanların sokak düzeyinde miras ile gündelik karşılaşmalarını göz önüne alarak Türkiye’deki insanların Bizans mirasına bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’deki pek çok insanının Bizans mirasını “kendi” mirası olarak değil, İstanbul şehrinin ayrılmaz bir mirası olarak gördüğünü düşünüyorum. Özellikle Ayasofya ve şehrin surları gibi iki tanınmış örnek üzerinden bunu gözlemlemek mümkün. Daha az tanınan örneklere gelince, insanların bugün cami olarak kullanılan pek çok yapının eskiden Bizans kiliseleri olarak kullanıldığının farkında olmadıklarını düşünüyorum. Akademide ise Boğaziçi Üniversitesi ve Koç Üniversitesi’nde Bizans mirası üzerine ciddi bir uzmanlaşma mevcut. Ayrıca Uluslararası Bizans Çalışmaları Kongresi’nin 2021’de İstanbul’da gerçekleştirileceğini de belirtmek gerek.

-Türkiye’deki Bizans mirası hakkında farkındalık uyandırmak için neler önerirdiniz? Alanda uzman olmayan insanların da bu alana dikkatini çekmek için neler yapılabilir?

Cevabım kısa olacak. Kültürel miras ve özelde Bizans mirasının önemi ve anlamı hakkında daha fazla eğitim ve alanda uzmanlaşmış insanlarca sunulacak bilgiye ihtiyaç var.

-Teşekkür ederiz.

 

 

You may also like

Yorum yap