Homepage Şehir Araştırmaları Kaynaklar İstanbul Planlama Ajansı’nın Tanıtım Toplantısı Gerçekleşti!

İstanbul Planlama Ajansı’nın Tanıtım Toplantısı Gerçekleşti!

by samblog

Haber: Esra Adıyaman, Mahmud Ertürk, Elif Ceyhan, İstanbul Şehir Üniversitesi Şehir Çalışmaları Yüksek Lisans Öğrencileri.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından şehrin vizyon ve yönetimine dair stratejilerin, geniş katılım ve ortak akılla belirlenmesi amacıyla kurulan İstanbul Planlama Ajansı’nın tanıtım toplantısı 12 Şubat Çarşamba saat 13:00’te İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi.

Açık, şeffaf, hesap verilebilir ve kapsayıcı yeni nesil belediyecilik anlayışının esas alınacağı belirtilen ajansın tanıtım toplantısının açılış konuşması İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu tarafından yapıldı.

İstanbul’dan dünyaya örnek bir yerel demokrasi modeli çıkarma amacında olduklarını kaydeden İmamoğlu konuşmasında şunları ifade etti; “İstanbul’un iktisadi ve toplumsal stratejilerini belirlemek, mekânsal organizasyonunu tariflemek için, yenilikçi ve kapsayıcı bir planlama çabası içine giriyoruz. İstanbul’un temel ihtiyacı, bu anlayışın etrafında, toplumsal bir uzlaşıyla bir araya gelebilmektir. İstanbul Planlama Ajansı, İstanbul’u İstanbul yapan değerlerle, gelişen ekonomisiyle, korunan tarihsel kimliğiyle ve en önemlisi geleceğe umutla bakan insanlarıyla, planlama sürecini kurgulayacak bilgi, birikim, inanç ve vizyona sahip, konusunda uzman yüzlerce bilim insanının katkısı ile İstanbul’un gerçek sorunlarına çözüm üretecek ve uzun vadeli mekânsal ve stratejik planını ortaya koyacaktır”.

Ortak sorunlara, ortak çözüm geliştirmek adına her bir konu özelinde ilgili tarafların bir araya geleceği ve kendi özerk çalışma sistemlerini oluşturacağı çeşitli platformlar oluşturmaya yönelik karara vardıklarını söyleyen İmamoğlu, ilk aşamada faaliyete geçecek olan turizm, kültür sanat, inanç ve değerler, deprem ve ulaşım platformlarını tanıttı. Ajans bünyesinde çalışacak ofislerin ise şehrin vizyonu, kentin gündemine ilişkin konularda ihtiyaç duyulan politika ve stratejilerin katılımcı yöntemlerle belirlenmesi amacıyla kurulan Vizyon 2050 Ofisi; İstanbul’un yenilikçi, özgürlükçü, demokratik ve kamusal bilim merkezi olması amacıyla, periyodik yayın planı ve etkinlikleri ile şehrin tarihsel bilgisini, gelecek vizyonu ile buluşturmak üzere kurulan Enstitü İstanbul Ofisi; nitelikli ve güvenilir güncel veriye ulaşmak, İstanbul’a ilişkin üretilen periyodik veri ve tematik raporlar sunmak ve kamunun da www.istatistik.istanbul web adresi üzerinden erişimine açık olacak şekilde kurulan İstanbul İstatistik Ofisi; İstanbul’da kamusal mekanların üretilmesinde, kente değer katan, kentin tarihi ve kültürel birikime saygılı ve katılımcı bir rol üstelenmesi amacıyla kurulan, Haliç kıyısı düzenlemesi ile aktif olarak çalışan ve ilk etapta Taksim ve diğer kent meydanları üzerinde yarışma ve seçim süreçleri ile çalışılacak olan Kamusal Tasarım Ofisi tanıtıldı.

Açılış konuşmasının ardından şehir ve bölge plancısı Prof. Dr. İlhan Tekeli moderatörlüğünde, ünlü sosyologlar Prof. Dr. Richard Sennett ve Prof. Dr. Saskia Sassen’in katılımıyla “Yerel Demokrasi için Yeni Bir Başlangıç” başlıklı panel gerçekleştirildi.

Oturumun moderatörlüğünü üstelenen Prof. Dr. İlhan Tekeli, konuşmacıları tanıttıktan sonra yaşanan küresel demokrasi krizine dikkat çekerek yaşanan krizi dünya, ulus devletler ve yerel yönetimler olmak üzere birbiriyle ilişkili üç ölçekte ele aldı. Dünyanın yönetilemediği ve bunun bir düşünme aczinden değil, mevcut sistemin sürdürülemez olduğunun bir göstergesi olduğunu söyleyen Tekeli, “yönetilen bir dünyada süregiden Suriye savaşı olabilir miydi? İklim değişikliği konusunda Birleşmiş Milletler, ulus devletlerin oyuncağı olabilir miydi? Çok uluslu şirketler, regülasyon dışı kalarak artırdıkları ekonomik üretimin sonuçlarını dağıtmayarak ekonomiyi büyüttükçe eşitsizliği artıran işleyiş biçimini sürdürebilir miydi? Uluslararası dağıtım sistemi ve uluslararası refah devleti anlayışı kurulamadığı için bütün dünya düzeyinde süren bu borçlar ekonomisinin tutsaklığı olabilir miydi?” sorularını sıraladıktan sonra “görülüyor ki biz dünya olarak yönetilemiyoruz ve bu meseleyi konuşmuyoruz” diye ekledi. Tekeli bütün bu sorunların çözümünün kozmopoliten dünya demokrasisini kurmak ve bunun altında çok kademeli yönetişimi (multi-level governance) gerçekleştirerek, ulus devletlerin elde ettiği aşırı yetkiyi kaybetmesiyle mümkün olduğunu kaydetti. Konuşmasının son kısmında Tekeli, Türkiye’nin uluslararası güven endeksi ve güven araştırmalarında sondan üçüncü sırada olduğuna vurgu yaparak, sistemin iş yapabilirliği için insanların güvenini sağlayacak yeni ilişki biçimlerine; toplumun sosyalizasyon sürecini değiştirecek bir sürecin kurulmasına, bunun için ise yeni bir sosyalizasyon süreci sağlayacak şekilde yeniden planlanan ciddi bir kamu alanı geliştirme projesine ihtiyaç olduğuna, bu projenin yalnızca bir fiziki mekan düzenleme stratejisi olmadığına ve bu yönetişimin parçası olmak için katılımın önemli olduğuna değindi. Çünkü Türkiye’deki kamusal alanların kapalı sistem özelliği taşıyordu. Eğer biz bir kamusal alanı böyle bir yönetişime açarsak alanın sonucunda ortaya çıkacak olan doyum yetmeyecek. Doyum, yönetişimin bir parçası olmak olarak karşımıza çıkacak. Sonuç olarak tüketici ve hedonik değil ama ödonomik bir yaşam boyutu ortaya konacak.

Panelin ikinci konuşmacısı Prof. Dr. Richard Sennett, toplantıda bulunmaktan son derece mutlu olduğunu belirterek “Açık sistem” ve “Kapalı sistem” kavramlarından, bu iki sistemin zıtlıkları ve bunun şehirlere nasıl uyarlanabileceğinin cevaplarını aradığından söz ederek başladı. Açık sistemin tam demokrasi ile, kapalı demokrasinin ise temsili demokrasinin ile eş değer olarak anlamlandırdığından bahseden Sennett “Dünya genelinde de bu açık sistemleri göremiyoruz çünkü açık sistem, netlikten öte karmaşıklığı kucaklayan bir sistemden ibarettir” diye konuştu. Açık ve kapalı sistemlerin bir uyarlaması olan açık ve kapalı şehirlere Hindistan’ın Nehru bölgesinden bir görselle (Görsel No:1), devletin din sebepli şiddetinin var olmasına rağmen buranın, farklı grupların birlikte yaşamasına imkân sağlayacak bir açık şehir örneği olduğuna; Çin’in Pekin bölgesinde (Görsel No:2) ise yüksek katlı, sık konumlanmış, kamusal alanların yok edildiği ve tamamen kontrol altına alınan yapıların, zaman içinde yeniden düzenlemeye imkan vermeyecek bir şekilde boş alanları da yok ederek inşa edilmiş bir kapalı şehir örneği olarak değerlendirdi. Sennett “Kapalı sistemler modern şehirlerde statik formlardan oluşan ve zaman içerisinde evrime olanak sağlamayan yerlerdir. Form ve işlev arasındaki uyum çok yakınlaştığı zaman sistemler kapalı hale gelir. Karşılaştığımız pek çok probleme çözüm olarak geliştirdiğimiz akıllı şehirler de kapalı bir formla üretilebilir ve dolayısıyla bunlar da gereksiz hale gelebilir. Öyle bir form yakalayın ki Pekin’deki bu konutların kaderini paylaşmayın” diyerek konuşmasını tamamladı. Sennet’in tanıttığı alanların ortak özellikleri farklılıkların bir araya gelememesi ve fiziksel alanın sınırlayıcı olmasıydı. Açık sistemlerin şehirlerde üç boyutlu olarak inşa edilmesi ise ancak yoksul kesim, farklı etnik kesim ve zengin kesimin bir araya gelmesiyle söz konusu olabilirdi.

Görsel No:1

Görsel No:1

Görsel No:2

Görsel No:2

Panelin son konuşmacısı olan Prof. Dr. Saskia Sassen, çalışma alanının ağırlıklı olarak ‘iklim değişiklikleri’ olduğundan bahsetmesinin ardından “biz yaptık” sloganıyla Aral Denizi’nin zaman içinde yok olmaya yüz tutmuş bir iç deniz olduğuna işaret ederek giriş yaptı. Lüks yapı stokunun bir mimari ya da planlama değil finans konusu edildiği, değerlemeye hizmet eden ve finansal sistem içinde karşılığı olan bir anlayışla üretildiğine; kamusal kullanım için var olan alanların değere dönüştürülmesi anlayışının güce hizmet ettiğine; sadece 2006-2014 arasında 15 milyon mütevazı konutun değere dönüştürülerek lüks konutlar yapıldığına ve bunların amacının barınmak olmadığına vurgu yaptıktan sonra “Şehrinizde de aynısı oluyor, farkında mısınız?” sorusuyla tehlikeye işaret etti. Bahsettiği bütün bu mekânların günlük yaşamı, kamusal alanları kullanan insanları dönüştürdüğüne, kentsel özneler olarak kalabalıkları giderek daha az tolere eder hale gelindiğini açıklayan Sassen “Şehrinizi bu türden araçsallıklardan korumalısınız” mesajıyla konuşmasını tamamladı.

Moderatör İlhan Tekeli “bu açık ve kapalı sistem problematiği ve insanların niçin bu kapalı sistemlere rağbet ettiği üzerinde düşünmemiz gerekiyor. Yaptığı etkinin sonuçlarını baştan kontrol etmek isteyenlere kapalı sistemin cazip gelmesi, kapalı sistem uygulamalarının sürmesine neden oluyor. Toplumun değerlerine saygı gösterdiğimizde bu tür beklenmedik sonuçlarla karşılaşmaktan kurtuluruz” sözleriyle paneli kapanışı gerçekleştirdi.

Fotoğraflar: gerçekgündem.com

You may also like

Yorum yap