Homepage Derslerden Kitap Değerlendirmesi: “Göç, Kimlik, Çok Kültürlülük: Türk Sinemasında Almanya’ya Göç” (F. Neşe Kaplan)

Kitap Değerlendirmesi: “Göç, Kimlik, Çok Kültürlülük: Türk Sinemasında Almanya’ya Göç” (F. Neşe Kaplan)

by samblog

Değerlendiren: Ayşe Nur Koçak, Şehir Çalışmaları Yüksek Lisans Programı, 2019.

Kaplan, F. Neşe. Göç, Kimlik, Çok Kültürlülük: Türk Sinemasında Almanya’ya Göç. İstanbul: Der Yayınları, 2017. 268 s.

Neşe Kaplan (2017), “Göç, Kimlik, Çok Kültürlülük: Türk Sinemasında Almanya’ya Göç” adlı kitabında 1950’lerde başlayan Türkiye’den Almanya’ya iş gücü için yapılan hareketliliği, göç, kimlik ve çok kültürlülük bağlamında ele almıştır. Kaplan(2017), 1961’de ikili anlaşmalarla resmileşen Almanya’ya gönderilen Türk işçilerin Alman toplumu içerisindeki mevcut durumunu tarihsel bir şekilde ele alıp bu üç kavram çerveçecesinde sinemada nasıl yansıltıldığını bu kitabında incelemiştir. Almanya’ya göçü sosyolojik bir perspektif ile incelerken, göçün ekonomik, politik ve kültürel neden ve sonuçlarını irdelemekte ve bir taraftan da göçmenlik konusunun sinemadaki tezahürünü araştırmaktadır. Kitap özellikle Türkiye’den Almanya’ya işçi göçü konusunu filmler üzerinden analiz etmeye çalışmaktadır. Bu anlamda kitap daha çok çokkültürlülüğü ve çok kimlikliliği sinema üzerinden örneklendirerek tartışır. Kısacası kitap, Almanya’ya göç eden içilerin, Almanya’da yaşayan Türk kökenli insanların kültürel değişimini, Alman toplumu içindeki aidiyet ve kimlik sorunlarını, uyum sağlama biçimlerini toplumsal gerçekliğinin sinemada nasıl temsil edildiğini anlamak ve sinemanın “Almanyalı Türkler” olgusuna ne gibi katkıları olduğunu ortaya koymak amacıyla yazılmıştır.

Kitabın ilk bölümlerinde Kaplan (2017), Göç kavramını karşılaşma ve kültür bağlamında ele almış ve tartışmıştır. Sanayileşme sonucunda kentin, karşılaşma ve kültürleşme mekanı olduğunu düşünür. Karşılaşmanın getirdiği kültür şoku, uyum sağlama süreci, yabancılaşma ve bunlara karşılık gettolaşma gibi kavramları göç olgusuyla beraber ele alınması gerektiğini savunur. Göç olgusunun tartışılmasının son derece önemli olduğunu vurgulayan yazar, Almanya’daki Türk göçmenler ya da “Almanyalı Türkler” ya da “Almancılar”  örneğini kullanarak göçün karşılaşma sonucu insanların davranışlarının değişmesi ve öteki kültüre uyumlanma sürecinde kimlik, aidiyet ve yabancılaşma gibi problemlerinin ortaya çıktığını belirtir. Bir yandan kimliği koruma eylemi diğer yandan da yeni ortamda etkileşimde bulunabilmek için tutum değişikliği çabası durumunda ortaya çıkan aidiyet problemlerine kitabın ilerleyen sayfalarında filmlerden verdiği örneklerle çokça değinilmiştir.

Kaplan (2017)’a göre, sinema, sadece varolan gerçeklikleri aktarmaya çalışan bir sanat değil, aynı zamanda bu gerçekliklerin rahatsız eden taraflarını da göstermek için kullanılan bir sanattır. Türkiye’den Almanya’ya resmi olarak 1961’de başlayan olan işçi göçü nedeniyle Almanya’daki Türklerin yaşadığı çeşitli problemler de bu şekilde hem Alman sinemasında hem de Türk sinemasında yerini almıştır. 1960’lardan itibaren hem Alman sinemasında hem de Türk sinemasında bu göç sonucu ortaya çıkan olgular yıllara göre içeriği değişse de her zaman göç ve göçmenler sinemanın konusu olmuştur.

Türklerin Almanya’ya göçünün sinemaya yansımaları toplumsal düzende yaşanan sorunların yansıması olarak açıklanabilir. Yazar, sinemada göçmenlerin kimlik, aidiyet ve ötekiliğini hissetme/ farkında olma durumunun filmlerde oldukça sık işlendiğini belirtiyor. Devamında, ikinci ve üçüncü kuşaklarla beraber  Türklerin Alman toplumununa uyum sağlaması sürecinin yani Almanlaşması deneyimlerinin dönem sinemasında başlıca işlenen diğer konulardan olduğuna değiniyor. Ayrıca, Almanya’da uyum problemi yaşayan Türkiye’ye kesin dönüş özlemi taşıyan göçmenlerin Türkiye’ye döndüklerinde veya Türkiye’ye ziyarete gittiklerinde Almancıların Türkiye’ye karşı da bir uyum ve aidiyet problemleri yaşamaları da filmlerde başlıca işlenen bir diğer konudur.

Almanya’ya göç eden Türk kısacası “Almancılar” olarak ifade eilen topluluk, Alman sinemasın da ister istemez kendine yer edinmiştir. İlk başta iş gücü, misafir işçi olarak adlandırılan bu grup 70’lerde çeşitli yasaların düzenlenmesiyle beraber oturum ve ailelerini yanına getirme izni ve vatandaşlık alarak artık Almanya’da göçmenlikten “Almanyalı Türkler” olarak adlandırılan bir topluluk haline gelmişlerdir. Doğal olarak toplumsal hayattaki bu değişimler hem Alman sinemasında hem de Türk sinemasında karşılık bulmuştur.

Yazar, Alman sinemasında Türkler için belirli kalıplaşmış temsillerin sıkça kullanıldığını belirtiyor. Filmlerde Türk karakterler genellikle Almanya’ya ilk geliklerinde gördükleri şehirleşme, sanayileşmeden dolayı şaşıran, ürken kişiler olara tasvir edilmiştir. Ayrıca Türklerin gelenekselci muhafazakar yapısı, gettolarda yaşamaya direnen hali,  Alman filmlerinde genellikle oryantalist bir bakış açısıyla egzotik ve doğulu görüntüler ile işlenmiştir. Türk ailesi streotipleri,  Türk ailesindeki hiyerarşik düzen işlenmiştir. Örneğin, Türk genç erkekleri “saldırgan ve kavgacı” bir görünümle yansıtılmaktadır.  Bir başka örnek olarak, Türk ailesinde ağabeyin ve babanın  evde en üstte söz sahibi, egemen olduğu bir aile yapısına karşı, ailede anne ve kız kardeşin genellikle edilgen ve başörtülü olarak yansıtılıyor olması Alman sinemasında önyargılı ve ırkçı bir üslubun kullanıldığının göstergesi olarak düşünülebilir. Alman sineması, Türk göçmenlerle olan ortaklıklara değinmek, uyum sağlamalarına yardım etmek yerine ayrıştırıcı bir söylem kullanarak farklılıklara vurgu yapıp toplumsal sorunların çoğalmasına neden olmuştur.

Kaplan (2017), Türk işçilerinin yaşadığı Türkiye’den Almanya’ya göç serüveni Türk sinemasındaki tasvirini de dönem dönem ele almıştır. 1950’lerde başlayan göç hareketinin 60’lı yıllarda işlenen göçün ilk kuşağının yaşadığı problemleri işleyen dönem, 80’lerde ise genellikle kimlik ve aidiyet sorunlarının oluşturduğu toplumsal çatışmaların işlendiği bir dönem ve 90 sonrası evrensellik ve çokkültürlülüğü destekleyen, toplumsal çeşitliliği konu alan filmler bu dönemde yapılmıştır.

1960’larda başlayan Almanya’ya göç hareketi yaklaşık on yıl sonra, 1970’lerde sinemada konu olmaya başlamıştır. Almanya’da çalışmaya başlayıp sonrasında “misafir işçi” statüsünden Almanya’da kalmayı tercih ederek giderek “Almanyalı Türkler” olarak ifade edilerek bir topluluk haline gelen Türkler’in yaşadıkları kimlik değişimleri sinemaya yansımıştır. Göçün ilk kuşağı bu nedenle melez bir kimliği değil daha çok arada kalmışlığı ifade eden bir kimlik haline geldiğini belirtmiştir.

Türk filmlerinde Almanya’ya göç, ve bu göçün sonucu olarak, kültürel çatışmalar, parçalanan- dağılan aileler, yabancılaşma, kültürel çatışma sonucu ortaya çıkan uyum sağlayamama, gidenler ve geride kalanların çatışması, kadın- erkek çatışması gibi konular işlenmiş ve göçün etkisini ve göçmen profili sinemaya yansımıştır. (Kaplan, 2017, s.155)

70’ler Türk sinemasında Almanya’ya göç, başlarda bir soruna dikkat çekmeyen, farkındalık oluşturmak gibi bir amaç gütmeyen, önceki dönem Türk sinemasının tipik melodrama aşk öykücülüğü geleneğinde devam etmiştir. 1972 yılında  Türkan Şoray’ın yönettiği “Dönüş” adlı filmini Türklerin Almanya’ya göçü hakkında çekilen ilk sinema filmi olarak ele alarak inceleyen Kaplan (2017) , filmde göç sonucu oluşan problemlerin daha alt metinde kaldığı fakat hikayedeki melodramın daha baskın bir şekilde işlendiğini belirtiyor. Özetle, bu dönemlerde göç konusu daha yüzeysel bir şekilde işlenmiş, sadece aşk ve dram hikayelerini destekleyen bir olgu olarak kullanılmıştır.

Sonrasında 80’lı yıllarda  yabancı düşmanlığı, ırkçı ve dışlayıcı düşüncelerin artması da sinemaya yansımıştır. Filmlerde öncelikli Türklerin kimlik, aidiyet ve uyum sağlama çabası ele alınmaya başlamıştır. Filmlerin başlıca üslubu kimlik üzerine kurulur hale gelir. Bu dönemde sinema ortaklıklardan çok farklılıkları vurguluyan ve bu yüzden de toplumsal sorunları besleyen, çoğaltan bir araç olarak ifade edilebilir. Almanya’da yaşayan Türklerin toplumsal hayatta yaşadığı zorlukları yansıtan bir film örneği olarak, 1988’de çekilen başrolünde Kemal Sunal’ın oynadığı Türk- Alman yapımı Polizie filmi örnek verilebilir. Türk sinemasının Almanya’daki Türk işçilerin kimlik karmaşasını konu alan filmlerden biri olan Polizie’de Almanya’da çöpçü olarak çalışan Ali Ekber’in, aşık olduğu kız için polis kılığına girmesi, kimlik değiştirerek toplum içinde kendi için bir aidiyet arayışındadır.

Aynı zamanda yazar, 80’lerde Türkiye’de Almanya’ya işçi olarak giden göçmenlerin “Almancı” adlandırılmasıyla olarak basında, medyada ve sinemada ötekileştirildiği, küçümsendiği belirtmiştir. “Almancılar” o dönem sinemasında Türkiye’de sonradan görme, batılılaşmış ama köylülükten kurtulamamış kişiler olarak tanımlanmışlardır. Sinemada kullanılan üslup ve belirli imgelerle bu söylem yeniden üretilmiştir. Örneğin, “otomobil” ve “kürk” Türk sinemasında göç ve göçmenlik konusunu işlerken kullanılan ana imgelerden sayılabilir. Otomobiliyle ülkesine dönen Almancılar ve Türkiye’deki akrabaları için otomobil sahibi olmak Kaplan (2017)’ın tanımına göre bir statü değişiminin de simgesidir. 1972’de Türkan Şoray’ın yönettiği “Dönüş” filminde veya Tunç Okan’ın 1993’te çekimi tamamlanan “Sarı Mercedes” filmine kullanılan otomobil imgesinin bariz bir şekilde statü değişimi simgesi haline geldiğinin örneklerindendir. Ülkesine otomobille dönen veya ziyaret eden Almancı, geride kalanlar için artık statü sahibi, hayatı düzene girmiş, ekonomik geliri yüksek kişiler olarak algılanır.

90’larda ise ikinci ve üçüncü kuşak -yazarın “Almanyalı Türkler” olarak adlandırdığı kuşağın- yönetmenlerinin filmlerinde vurgulunan temalar genellikle, karşı karşıya kalan kimliklerin ve aidiyetlerin farklılıklar sonucu ortaya çıkan sorunların çözümü için toplumsal hoşgörü, evrensellik gibi politikalar üzerine kuruludur. İnsanları bir paydada buluşturan üst kimlikler oluşturan, yerellik yerine evrenselliğe vurgu yapan konular filmlerde mesaj olarak verilmeye başlanmıştır. Kültürel çeşitliliğe vurgu yapılan bu sinema döneminde, bu bağlamda Kaplan (2017), yönetmen Fatih Akın’ın filmlerinden örnekler vermiştir. Almanya’da doğup büyüyen Akın, filmlerini genellikle göç ve göçmen sorunlarını evrensellik, kültürel çeşitlilik ve çokkültürlü toplumsal hayatın varlığıyla çözüme ulaşacağı düşüncesiyle çekmiştir. (Kaplan, 2017, s.219)

Türk sineması filmlerinde genellikle Türklerin gelenekselci ve muhafazakar yapısı hep yansıtılmıştır. Türklerin geleneklerini, kültürlerini ve alışkanlıklarını rahat yaşayabilecekleri gettolaşma filmlerde sıkça işlenir. Gettolarda yaşayan Türklerin, mahallelerinde kapalı bir toplum olarak yaşamasını ve Alman toplumuyla iletişim ve etkileşime geçmeye kapalı olmasını Kaplan (2017), Türklerin Alman toplumuna uyum sorunun başlıca sebebi olarak değerlendirmiştir. Gelecek kuşakların okul, alışveriş vb. birçok alanda daha fazla iletişime geçmesiyle kuşaklar arasındaki farktan doğan çatışmalar da sinemada işlenen konulardan biridir.

Almanya’daki Türklerin uyum ve iletişim problemlerini Kaplan(2017), jenerasyon farklılığı ile ele alarak çeşitli Türk filmlerinden örneklerle açıklıyor. Kuşaklar arasındaki farklılıkları gerçekçi bir şekilde ele alarak ikinci ve üçüncü kuşak göçmenlerin Almanya’ya aidiyet durumunun ilk kuşağa göre daha güçlü olduğunu filmlerle örnekleyerek kanıtlamıştır. Örneğin, 70’lerde çekilen filmlerde  vatana aidiyet, kökene bağlılık, vatana kesin dönme isteği temasında olan filmler ilerleyen yıllarda ikinci ve üçüncü kuşağın Alman toplumuyla daha fazla etkileşime girmesi sonucu filmlerde Türk-Alman ilişkileri daha ayrıntılı şekilde işlenmiştir. Örneğin, ikinci ve üçüncü kuşak olan Alman ve Türk gençlerin aşkı işlenirken onlara aşklarına karşı çıkan aileleri birinci kuşak göçmenlerin ne kadar gelenekselci ve tutucu olduğunun göstergesidir.

Özetle, F. Neşe Kaplan(2017), “Göç, Kimlik, Çok Kültürlülük: Türk Sinemasında Almanya’ya Göç” adlı kitabında Türkiye’den Almaya’ya misafir işçi olarak göç eden Türklerin toplumsal hayattaki sorunlarını filmlerle ele alıp incelemiştir. Alman sinemasında Türk göçmenler önyargı ve ayrıştırıcı, oryantalist bir dille yansıtılırken, Türk sinemasında Almancı Türkler olarak ayrıştırılmış, ötekileştirilmiştir. Türk sinemasında göç ve göçmenliğin işlenmesi ise, yıllara göre değişim göstermektedir.

Kaynakça

KAPLAN, F. N. (2017). Göç, Kimlik, Çok Kültürlülük: Türk Sinemasında Almanya’ya Göç. İstanbul : Der Yayınları.

 

 

You may also like

Yorum yap