Homepage Derslerden Kitap Değerlendirmesi: “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Muhacir Komisyonları ve Faaliyetleri (1860-1923)” (Ufuk Erdem)

Kitap Değerlendirmesi: “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Muhacir Komisyonları ve Faaliyetleri (1860-1923)” (Ufuk Erdem)

by samblog

Değerlendiren: Büşranur Bekman, Şehir Çalışmaları Yüksek Lisans Programı, 2019.

Ufuk Erdem. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Muhacir Komisyonları ve Faaliyetleri (1860-1923). Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2018. 340 s. ISBN: 9789751635969.

Ufuk Erdem’in 2018 yılında Türk Tarih Kurumu’ndan yayınlanan kitabı, yazarın Erzurum Atatürk Üniversitesi Tarih Bölümü Doktora Programı’nda hazırlamış olduğu tezinin kitaplaşmış halidir. Kitap XIX. yüzyıl itibariyle Osmanlı Devleti’nde kaybedilen topraklardan gelen muhacirler için kurulan komisyonları ve muhacirlere dair faaliyet gösteren kuruluşları konu almaktadır. Yazar kitabının tarih sınırlandırmasını 1860 yılında ilk kez kurulan Muhacir Komisyonu’ndan, 1920 yılında Ankara’da açılan ‘Aşâ’ir ve Muhacirin Müdüriyyet-i Umumiyyesi’nin kapatılmasına kadar olan süreç dâhilinde belirlemiştir. Öte yandan, kitabın yazılışındaki ana amaç devlet ve muhacirler arasındaki etkileşimi sağlayan kurumları bütüncül bir bakış açısı ile ele almaktır. Bu amaç doğrultusunda muhacirlerle ilgilenen kurumların genel teşkilat yapıları, mali kaynakları ve komisyon kapsamında yapılan faaliyetleri kitabın alt başlıklarını oluşturmuştur. Bununla birlikte, Muhacir Komisyonları ile ilgili var olan literatür kapsamlı olarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Yazar, kitabın birincil kaynak analizini Askeri Tarih Stratejik Etüt Dairesi Arşivi ve Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı; Osmanlı ve Cumhuriyet Arşivleri’nden edindiği belgelerden yaptığı gibi, bu kaynakları zenginleştiren İngiliz Devlet Arşivleri’nden de faydalanmıştır. Kitabın neredeyse tamamına hâkim olan birincil kaynak referanslarını döneme dair yabancı gazeteler, hatıratlar ve incelemeler takip etmektedir. Böylece, Erdem’in dört bölümden oluşan kitabı, çalışmaya dair fotoğraflar ve birincil kaynaklara ait bazı belgelerin yer aldığı “Ek” bölümüyle okuyuculara sunulmuştur.

Yazar çalışmasının ana bölümlerinin anlatısına geçmeden önce kısa bir giriş ve önsöz yazıyla başlamıştır. Bu yazılarda çalışma kapsamında karşılaşılan sınırlamalardan ve bu sınırlamaların nedenlerinden bahsedilmekle birlikte, Osmanlı Devleti’nin “muhacir” ve “mülteci” algısına dair tanımlar yapılmıştır.

Kitabın ilk bölümü “Tarihsel Arka Plan: XIX. ve XX. Yüzyıllarda Osmanlı Topraklarına Yapılan Göçler, Göç Yolları, Göçmenler ile İlgili Genel Düzenlemeler” başlığıyla oluşmaktadır. Bu bölümde tarihsel olarak Osmanlı Devleti’de göç sürecinden bahsedilip, bu sürecin imparatorluğun son iki yüzyılında hangi sebeplerle değiştiğinden ve bu değişimin yarattığı etkilerden söz edilmiştir. XIX. yüzyıl sadece Osmanlı için değil, dünya genelinde imparatorluk yapısına sahip tüm devletlerin kaderini belirleyecek eşik olmuştur. Bu dönemde Osmanlı’nın yüzyıllardır sürdürdüğü idari yapısının ve toprak sisteminin bozulması, devletin içinde bulunduğu kaotik yapıyla birleşince bir problem silsilesine dönüşmüştür. Hiç şüphesiz, bunun en büyük etkisi kaybedilen topraklarla birlikte yerel Osmanlılarının yerleşim coğrafyasının değişmesiyle yaşanmıştır. Erdem, bu süreci Osmanlı-Rus Savaşı sonrası dinsel ve ideolojik fikriyatla biçimlenen Rus siyasetiyle başladığını savunmaktadır. Böylece, başta Balkanlardan olmak üzere Osmanlı topraklarının dört bir yanından gelen muhacirlerin yaşadığı problemler ve yeni yerleşim yerlerindeki gelecekleri devlet için düzene sokulması gerekilen unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Öte yandan, yazar Osmanlı’ya göçlerin sebeplerini muhacir gözünden “koruyucu baba rol modeli” olarak tanımlarken, devlet gözünden ise “bütün Müslümanların doğal ülkesi olma” ideali üzerinden yorumlamaktadır. (Erdem, 2018, s. 10-11). Yine, birinci bölümü oluşturan alt başlıklarda bu sebepler “Demografik” ve “Etnik Kalıcılık” olarak iki kategoride incelenmiştir. Erdem, her geçen gün sayıları artan göçmenlerin yollarına dair mekânsal bir anlatı ile bölüme devam etmekle birlikte, muhacirlerin göç yolarında yaşadıkları kaynak sorunlarına da değinmiştir. Özellikle Balkanlardan Anadolu’ya doğru iskânlar sürecinde karayolu, demiryolu ve denizyoluyla yapılan bu göçlerin doğurduğu sıkıntılar, Osmanlı’nın Muhacir Komisyonları’yla çözmeye çalıştığı problemlerin temelini oluşturmaktadır. Bununla birlikte, yazarın Osmanlı’nın ilk nüfus sayımından başlayarak şekillendirdiği anlatısı ve öncü literatür çalışmalarına yer vermesi, XIX. yüzyılda nüfusun göçlerle yaşadığı değişimi somut olarak idrakine katkıda bulunduğunu söylenmek yanlış olmayacaktır. Yazar, Osmanlı’nın muhacirlere yönelik bakış açısının “sorun mirası” üzerinden “probleme dayalı öğrenme metodu” ile şekillendiğini savunmaktadır. (Erdem, 2018, ss. 42-43). Bu sebeple, kapsamlı yasal düzenlemelerin kurumsallaşma çabasından çok günübirlik çözüme hizmet eden getiriler olduğu söyler. (Erdem, 2018, s. 279). Zira yazara göre kurumsallaşma, kitabın üçüncü bölümünü şekillendiren ‘Aşâ’ir ve Muhacirin Müdüriyyet-i Umumiyyesi’nden sonra başlayacaktır.

Kitabın ikinci bölümü “Osmanlı Devleti’nde Kurulan İlk Muhacir Komisyonları ve Faaliyetleri” başlığındadır. Bu bölümde genel hatlarıyla 1860-1912 yılları arasında Osmanlı Devleti’nden kurulan Muhacir Komisyonları’nın tarihine dair bilgiler mevcuttur. Erdem, Tanzimat Fermanı’na kadar devlet sınırları içerinde göçmenlere ait tüm işlerinin emirnameler aracılığıyla yürütüldüğünü söyler. Bu dönemden itibaren göç işleri Şehremaneti’nin idaresine bağlanmıştır. (Erdem, 2018, s. 77). Kırım Savaşı’yla birlikte göçmen sayısında önemli bir artışın olması, 1860 yılında ilk Muhacir Komisyonu’nun kurulmasına neden olur. Yazar bu tarihten itibaren kurulan komisyonların bilgilerini” kadro, mali kaynaklar, bütçe, faaliyetler ve komisyonun kapatılması” olarak başlıklandırdığı şema çerçevesinde incelemiştir. Fakat oluşturulan bu şema okuyucu için faydalı olmaktan ziyade anlatının daha da karmaşıklaşmasına neden olmuştur. Bununla birlikte, kitabın tamamında olan yanlış ve eksik numaralandırma hataları bu hususun kanıtı niteliğindedir. Örneğin, bu bölümde 137. Sayfadan itibaren verilen dördüncü alt başlık 151. sayfada bittiğinde altıncı başlıkmış gibi ilerlemiştir. (Erdem, 2018).

Erdem’in ikinci bölümde vermiş olduğu tüm bilgiler dâhilinde savaşların olumsuz sonuçlarının Muhacir Komisyonları’nın oluşmasındaki ana sebep olduğu görülmektedir. Öte yandan, bölümde genişçe anlatıldığı gibi devlet sadece göçmenlerin iskânları ve yeniden yaşam kurmaları için çalışmamış, aynı zamanda cenaze işlemleri, temizlik, sağlık çalışmaları, arz-ı hal ve dilekçelerinin değerlendirilmesi gibi işlerle de ilgilenmiştir.

Üçüncü bölüm, “Balkan Savaşları Sonrası Kurumsallaşma: ‘Aşâ’ir ve Muhacirin Müdüriyyet-i Umumiyyesi” olarak başlıklandırılmıştır. Balkan coğrafyasında yaşanan büyük toprak kayıpları ve azınlıkların kendi milli devletlerini kurma süreci Osmanlı’nın büyük bir kitlesel göç hareketiyle karşılaşmasına sebebiyet vermiştir. Nitekim, 1913 yılında kabul edilen İskân-ı Muhacirin Nizamnamesi ile Aşair ve Muhacirin Müdüriyyet-i Umumiyyesi kurulmasına karar verilmiştir. Erdem bu kurumun işlevini “genel müdürlük” olarak tanımlamaktadır. (Erdem, 2018, 280). Yazar ikinci bölümde uyguladığı şema kurgusunu ‘Aşâ’ir ve Muhacirin Müdüriyyet-i Umumiyyesini anlatırken de devam ettirmiştir. Aynı zamanda Milli Mücadele Dönemi’nde Ankara’da kurulan ‘Aşâ’ir ve Muhacirin Müdüriyyet-i Umumiyyesi’ne dair detaylı bilgiler de bu bölümde yerini almaktadır. Umumiyye faaliyete geçtiği ilk günlerden itibaren Balkanlardan gelen muhacirlerin nüfus yoğunluğunu tespit etmek için demografi çalışmalarına başlamıştır. Bununla birlikte, iaşe, iskân bölgelerinin yeniden imarı ve geçici yerleşim yerlerinin tespiti kurumun üzerinde çalıştığı önemli işlerden olmuştur. Öte yandan, Osmanlı coğrafyasında yaşanan göçler hakkında toplumu bilgilendirmek ve yabancı devletlerin Türklere yaptığı soykırımları dünyaya duyurmak gibi konular amacıyla yayın faaliyetlerinde bulunmuştur. Bu açıdan bakıldığında kurumun faaliyetlerinin hem içte bir sistem kurmak, hem de dış cenahta etkin bir kamuoyu oluşturmak üzerine şekillendiğini savunmak yanlış olmayacaktır. Umumiyye, Osmanlı topraklarında göç eden toplulukların özelliklerine ve köken alışkanlıklarına göre düzenlemeler yapmıştır. Örneğin, İzmir Mülteci ve Muhacirleri, Rum ve Ermeni tebaa, Arap aileler, yetimler ve dullar kendi ihtiyaçlarına göre yerleştirilmiş ve bu gruplara mensup olan bireylerin menfaati korunmaya çalışıldığı gibi devlet içerisinde de sosyal ve siyasi bir düzen oluşturmanın yollarıı aramıştır. 1920 yılları itibariyle var olan konjonktür kurumun geleceğini de belirlemiştir.

Erdem’in Ankara Hükümeti’ne dair vermiş olduğu anlatıdan anlaşıldığı üzere umumiyyenin lağvına dair yoğun müzakereler yapıldığı görülmektedir. Bunun çeşitli nedenleri Erdem tarafından anlatılmakla birlikte, bir okuyucu olarak bunun sebebini hükümetin denetim ve siyasi kontrol mekanizması olarak yorumlamaktayım. Öte yandan, 1913 yılında kurulan ‘Aşâ’ir ve Muhacirin Müdüriyyet-i Umumiyyesi ile 1920 yılında kurulan ve aynı isme sahip kurum arasındaki fark anlaşılamamaktadır. Bunun sebebi yazarın metin kurgusunda aramakla birlikte, yukarıda bahsettiğim başlıklandırma hatalarından da olduğunu savunabilirim.

Kitabın son bölümünü oluşturan “Muhacirlerle İlgilenen Diğer Kuruluşlar ve Muhacirlere Tanınan Muafiyetler” başlığı, 1878- 1922 yılları arasında muhacirlerin hayatlarını düzenleme amacıyla kurulan küçük çaplı kuruluşlardan ve devletin muhacirlere yönelik uyguladığı muafiyetleri konu edinmektedir. Erdem, bu bölümde Osmanlı bünyesinde açılan yerel kuruluşlardan bahsettiği gibi muhacirler için çalışan yabancı kuruluşlara da değinmiştir. Yazar 1909 yılında yürürlüğe giren Cemiyetler Kanunu ile kurulan derneklerin muhacirler için çalıştığını, bu kurumların amaçlarının ideolojik ve dini temeller üzerinden de şekillendiğinin bilgilerini paylaşır. (Erdem, 2018, 249). Dördüncü bölümün son bahsini oluşturan muafiyetler meselesi ile Osmanlı’nın muhacirler anlayışının sadece yardım maksadıyla değil, aynı zamanda askerlik ve çeşitli vergi muafiyetleriyle birlikte bütünsel bir açı ile oluştuğu kanıtlanmaktadır.

Kitabın sonuç kısmında yazar çalışmasını genel bir değerlendirme yaparak özetlemiştir. XIX. yüzyıla kadar Osmanlı topraklarına kitlesel nitelikte göçlerin yaşanmaması, devletin konu hakkında bir yöntem belirtilmemesine sebebiyet vermiştir. Bu gerçeğin üzerinden yazarın inşa ettiği argümanlar, devletin tamamen kurumsal bir yapı teşkil edemediğini göstermek içindir.

Erdem, kitabının en başında Muhacir Komisyonları’na dair bütüncül bir bakış açısı ile yaklaşacağını iddia etse de kitabın sonunda buna ulaşamadığı görülmektedir. Bu hususu üç şekilde sebeplendire biliriz; çağın şartlarıyla Muhacir Komisyonları meselesini değerlendirmemek, birincil kaynakların karşısında boğulmak ve yazarın anlatısını tarihsel bağlama oturtamaması. Bunları kısaca değerlendirmek gerekirse ilk olarak çağın şartlarıyla Muhacir Komisyonları meselesini değerlendirmemek hususundan başlamak gerekir. Yazar her ne kadar anlatısını pek çok birincil kaynakla desteklemeye çalışsa da, Osmanlı’nın muhacirler üzerindeki “çağın şartlarının oluşturduğu dürtüyle var olan devlet eli ya da kontrolünü” kitabın genelinde “anlık” veya “daimi olmayan” bir çabaymış gibi sunması, çalışmanın tarihsel bağlama oturtulmadığının ilk sinyalini vermektedir. Bununla birlikte, yazar görüşlerini destekleyen birincil kaynakları sadece kitaba dipnot olarak yazmış, kitabın ana fikriyle bağdaştıramamıştır. Ayrıca bu durum, bölüm bitişlerinde hiçbir sonuç paragrafının yazılmamasıyla örneklene bilir.

İkinci olarak, bu çalışmada çok büyük arşiv çalışmasının yapılması, arşivde karşılaşılan belgelerden tarihsel bir anlatı çıkartma zorunluluğunu doğurmaktadır. Kitapta bu beklentinin hiç karşılanmadığına dair bir yorum yapılması tamamen doğru olmayacağı gibi, yazarın karşılaştığı belgeleri değerlendiremediği yadsınamaz bir gerçektir. Birinci bölümde bahsi geçen komisyonların kapatılma gerekçelerini yazarın “ihtiyacın azalması” olarak açıklaması, kitabın ana savına hizmet ettiği savunulabilir. (Erdem, 2018, ss. 112; 128; 137; 161). Fakat burada eleştirilmesi gereken husus göçlerin karakterlerinin ve yoğunluğunun her dönemde farklı olması ve devletin içerisinde bulunduğu durumun göz ardı edilmesidir. Bu minvalde, ilk eleştiri başlığının getirileriyle yola çıkarak birincil kaynakların tahlil edilmesi, Muhacir Komisyonları hakkında asıl fikriyatın zihinlerde canlanmasına yardımcı olacaktır.

Son olarak, çağın şartlarıyla Muhacir Komisyonları meselesini değerlendirmemek eleştirisi kitabın en büyük problemini teşkil ettiği gibi, yukarıda saydığım eleştirilerin de alt katmanıdır. İlber Ortaylı’nın “İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı” (Ortaylı, 2017). olarak tanımladığı bu dönemde devletin yaşadığı tüm mali, siyasi, askeri, yönetimsel ve sosyal sorunlara rağmen muhacirlere yönelik ellerinde bulunan imkânları en yüksek verimde kullanmaya çalışarak yaklaştığını göz önünde bulundurmak gerekir. Zira göç konulu çalışmalarının niteliğini arttıracak bakış açısı ancak bu şekilde kazanılabilir. Bununla birlikte göç olgusu sadece toplumsal bir mesele değildir. Bu dönemde Osmanlı hem göç hareketlerinin oluşturduğu problemlerle savaşırken, yerleri değişen büyük kitlenin hali hazırda çok zor bir eşikten geçen devletin güvenliğini ve idari sistemini daha kötü etkilememesi gerekliydi. Kitapta yer alan tüm birincil kaynak ve anlatıdan devlet göçmenleri kontrol altında tutmayı da hedeflediği anlaşılmaktadır. Diğer bir deyişle, bu dönemde Muhacir Komisyonları tarafından yapılan tüm faaliyetlerde devletin kimliğini de yansımaktadır. Bunu hem devletin siyasi bir kontrol aracı olarak, hem de kendi tebaasının menfaatini korumaya çalışmak olarak okumak gerekir. Bu hususu, Erdem’in II.

Abdülhamid üzerinden verdiği anlatıyla örneklemek isterim. Özellikle, II. Abdülhamid döneminin başlamasıyla birlikte muhacir komisyonlarına dair çalışmaların devlet eliyle şekillendirme meselesi yazar tarafından “padişahın İslam birliğinin kurulması amacıyla muhacir konularına hassasiyet gösterdiği” şeklinde belirtilirken, bu hususun dinsel olarak değil, siyasi bir mesele olarak ön plana çıktığı kanaatindeyim. (Erdem, 2018, s. 280). Elbette ki padişahın şahsi hassasiyetleri komisyonlara karşı pozitif bir politika benimsenmesine neden olmuş olabilir. Fakat bence bunun asıl sebeplerinden biri literatürde “İstibdat Dönemi” olarak yorumlanan gerekçelerden kaynaklanmaktadır.

Yazarın savını anlamak için farklı bir bakış açısı edinmeye çalışırsak, 1913 yılına kadar muhacirlere dair olan tüm kurumlarda “komisyon” başlığı tercih edilmesi, kurumsallaşma olmadığına dair yorum yapılmasına sebep olabilir. Fakat bu tarih itibariyle “umumiyye” ifadesinin kullanılması bir “kurumsallaşma” olduğunun da kanıtı değildir. Bu husus ancak komisyonların karşılaştırılması ve bu karşılaştırmanın tarihsel bağlama oturtulması ile anlaşılabilir. Bu sebeple, komisyonlar “kurumsallaşma var, ya da yok” olarak değerlendirilmeye çalışılmak yerine ,“neden olamadı, ya da nasıl oldu?” gibi sorularla tahlil edilmelidir. Yeri gelmişken kitabın tamamında olan yazım yanlışları ve redaksiyon eksiklerini zikretmek gerekir. Bu husus kitabın yeni basımı için revize ihtiyacını doğurmuştur. Özellikle, komisyonların isimlerinin Osmanlı Türkçesi imla kurallarına dikkat edilmeyerek yazılması kitabın kalitesini etkileyen unsurlardandır. Bir diğer içerik sıkıntısı alt başlıkların içerikle uyuşmamasıdır. Örneğin, “2.3” numaralı alt başlık “Umum Muhacir Komisyonu’nun Faaliyetleri” olarak belirlenirken, bu alt başlıkta komisyonun işleyişi anlatılmıştır. (Erdem, 2018, 104). Bununla birlikte, Ufuk Erdem’in resmi tezler kataloğunda erişime açık olan doktora tezi, hiçbir cümle değiştirilmeden basılmış olduğunu hatırlatmak gerekir. Türk Tarih Kurumu gibi köklü kurumdan iyi bir edisyon görememek okuyucu için hayal kırıklığı olmuştur.

Sonuç olarak, Ufuk Erdem’in Osmanlı’da Muhacir Komisyonları’nı konu edindiği bu eseri gerekli revizeler ve düzeltmeler yapıldığı takdirde araştırmacılar ve okuyucular için önemli bir kaynağa dönüşe bilir.

Referanslar: 

Erdem, U. (2018). Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Muhacir Komisyonları ve Faaliyetleri (1860- 1923). Ankara: Türk Tarih Kurumu.

Ortaylı, İ. (2017). İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı. İstanbul: Timaş Yayınları.

You may also like

Yorum yap