Homepage Derslerden Kitap Değerlendirmesi: Georges Perec, Mekan Feşmekan

Kitap Değerlendirmesi: Georges Perec, Mekan Feşmekan

by samblog

Huzeyfe Akkoyun, Şehir Çalışmaları Yüksek Lisans Programı, Şehir Düşüncesi ve Tarihi Dersi, 2017

Georges Perec, Mekan Feşmekan. Everest Yayınları, 2017

Perec, kitabında mekanın nasıl şekillendiğini, sınırlandığını ve bir anlam kazandığını aşamalı olarak ele alıyor. Bunu yaparken alışılmışın dışında bir başlangıç noktası alıyor ve mekanın tarihsel olarak nasıl değiştiğiyle ilgilenmiyor. Bunun yerine en küçük mekan ya da boşluk olarak sayılabilecek “sayfadan” başlayarak, giderek genişleyen boşluğun “dünyaya” ve daha genel anlamda “mekana” kadar nasıl anlamlandırıldığı ve içlerinin ne ile doldurulduğuyla ilgileniyor. Bu biçimler “sayfa”, “yatak”, “oda”, “daire”, “apartman”, “sokak”, “mahalle”, “şehir”, “sayfiye”, “ülke”, “dünya” ve son olarak da “mekan” sırası ile ve yoğun betimlemeler vasıtasıyla anlatılıyor. Bu sıra, sanki kendisini merkeze alarak oluşturulmuş ve önündeki kağıttan başlayarak her türlü boşluğun değerlendirildiği bir sıra.  Bugün varmış olduğumuz mekânsal biçime nasıl vardığımızla ilgilenmek yerine, bu noktaya varmış olmamızın kendisiyle ve şu anda içinde bulunduğumuz biçimleri tasvirle uğraşıyor. Bunu yaparken bazen çıkıp geziniyor, notlar alıyor, başka evlerde, odalarda ya da şehirlerde kalıyor. Bazen ise hiçbir şey yapmadan sadece kendi odasında gözlerini kapatıp odasındaki nesneleri ya da dünyanın başka bir yerindeki bir odayı tasvire girişiyor. Amacı, mekanı yeniden üretmek değil, “mekanı okumak ve bulanık olan parçalarını belirginleştirmeye çalışmak”. Kitabını bir “mekan kullanıcısının günlüğü” olarak değerlendiren Perec, bu çıkarımlardan yola çıkıyor.

Mekanı anlatmaya “sayfa”dan başlar ve ilk ikamet olanı olarak sayfayı seçer. Üstünde birçok farklı biçimi kullanarak ikamet edebileceği sayfa bir çeşit düşüncelerin kendine yer bulduğu bir mekandır. Düşünceleri bu mekana yerleştirirken dipnot kullanma, soldan sağa yazma ya da aşağıdan yukarı yazma gibi biçimler kullanırız. Yazmak, sayfada bulunma ve bir mekanı işgal etme biçimi olarak karşımıza çıkar.

Perec, sayfayı kullanım biçimine benzer olarak yatağı kullanma biçiminden de bahseder. Yatağın da sayfa gibi üstünde bir ikamet etme biçimi vardır. Sayfaya benzer bir biçimde uzun kenarı boyunca uzanırız ve daha kişisel bir alan olması itibariyle huzurlu bir mekandır. Diğer yandan yatak insan ömrünün büyük bir kısmının geçtiği bir alandır. Belki de bu sebeple Perec’in incelediği alanların içine dahil olmuştur.

“Oda” bölümüne geldiğimizde ise Perec’in bir tür etnografik bir çalışma içine girdiğini görebiliyoruz.  Uyuduğu yerlerin envanterini çıkarmaya girişen yazar, o güne dek yatmış olduğu odaları tarife girişiyor ve bunların tipolojisini oluşturmaya çalışıyor. Bu tipolojiyi oluştururken tematik bir perspektiften yararlanıyor. Kendi yatmış olduğu odalar, yatakhaneler, misafir odaları, otel odaları, sayfiye evleri vs. Bu odalardaki hatıralarının kendisini bir keşfe çıkaracağını düşünüyor. Diğer yandan ise bir yere sahip olmak ile ilgili sorular soruyor. Bir odada ikamet etmenin o odaya sahip olmak anlamına gelmeyebileceğine işaret ediyor fakat sahip olmanın nasıl bir ölçütü olabileceği ile ilgili ise bize herhangi bir şey vermiyor.

Odanın bir adım ötesinde daire vardır. Daire odalardan oluşan bir bütündür. Fakat bu bütünü Perec, işlevsel bir bütün olarak ele alır. Çünkü her odanın bir işlevi vardır ve bu işlevler isimlerine de yansımıştır. İçinde yatak olan oda, içinde oturulan oda, içinde yemek yenilen oda ve içinde çocuk bulunan oda gibi. Başlangıçta birbirinin aynısı olan bu odalar mimarlar tarafından bu gibi kalıplara sokulurlar ve bunlar genel geçer ve çoğunlukla her dairede görülen tipte kalıplardır. Bu kalıpların ya da işlevlerin oluşmasının ise bir sebebi vardır. Bunu Perec, günlük faaliyetlerimizin hepsinin bir saat dilimine tekabül ettiğine ve her saat diliminin ise evin bir odasına tekabül ettiğini söylüyor. Bunun için bir çizelge yapıyor ve bir ailenin bireylerinin günün belli saatlerinde belli odaları belli amaçlar için düzenli olarak kullandığını gösteriyor. Örneğin, babanın her sabah 7.45’te “banyoya” girmesi ardından 8’de kahvaltı yapmak için “mutfağa” girmesi, işten 18.45’te döndükten sonra “antreye” kabanını asması ve gece uyumak için 22.00’da “yatak odasına” girmesi.  Buna benzer yapılar ailenin her bireyi için geçerlidir. Bu işlevsel kullanıma karşılık Perec, işlevsiz ve yararsız bir mekan düşlemeye çalışır ve bunun imkanı üzerine düşünür. Fakat dilin bu hiçliği tanımlamada aciz kaldığı sonucuna varır.

Şehirlere geldiğimizde ise, bundan bahsetmeden önce bit yöntem belirlemek gerektiğinde ve dikkatli konuşmak gerektiğinden, çünkü yaş tahtaya basmanın pahalıya mal olacağından, bahseder kitap. Şehre dair konuşurken kapalı cümlelerden kaçınmanın önemine ve basit cümleler seçmek gerektiğine işaret eder. Bununla beraber biz sosyologları ve şehircilerin hazır tanımlamalarından uzak durmak ve unutmak gerektiğini söyler. Şehrin açıklamaya asla muvaffak olamayacağımız iddiasını ortaya koyar. Şehir bizim mekanımızdır ve ondan başka gidecek yerimiz yoktur. Çünkü yazar, şehirde insanı ilgilendirmeyen, insanlığımızdan başka, hiçbir şey olmadığını söyler. Bu da şehir fikriyle ilgili bakışını biraz ortaya koyar. Şehri bizlerin insanlığımızı yitirdiğimiz ve dahası başka bir alternatifimizin de olmadığı yer olarak görür.

Kitapla ilgili olarak söylenebilecek ilk şey, mekan denince akla gelen her örneğe dair derin bir tasvire girişiyor olması ve bu tasviri yaparken hiçbir detayı geçiştirmiyor olması. Kitabın bu mekanların nasıl oluştuğu daha önce nasıl kullanıldığı ile ilgili hiçbir şeyi ortaya koyma amacı yok. Sadece bu mekanların o an ki varoluşlarıyla ve biçimleriyle ilgileniyor. Perec, kitaba özellikle bir sayfa ile başlıyor ve mekanı şekillendirmenin ilk biçimi olarak yazıyı ele alıyor. Farklı çeşit mekan türlerini anlatırken bunlarla ilgili kendi anılarından da yararlanıyor ve bize kendisine ait mekan tecrübesini aktarıyor. Yer yer nereyi çok sevdiğini ya da karşılaştığı farklı tipte birçok odanın ve şehrin tasvirini alıyoruz kendisinden.  Bu da zihnimizde o mekanı yeniden üretmemize sebep oluyor. Fakat bu çalışmanın mevcut mekan çalışmalarından bu özellikleri bakımından ayrıldığını söylemenin yanında bazı eksikliklerini belirtmekte fayda var. Her ne kadar kitabın amacının sadece olanı anlatmak olduğu başta açıkça belirtilse de okuyucunun kitabı zihninde bir yere oturtabilmesi için bu yetersiz kalmaktadır. Kitabın sanatsal dili de buna eklenince bazen ne anlatmaya çalıştığının anlaşılmadığı bölümler ortaya çıkıyor. Okuyucunun zihninde daha iyi yer edinebilmesi için çalışmanın bölümlerinin biraz daha birbiri ile ilişkili içinde ilerlemesi daha iyi olabilirdi. Kitabın bu şekilde ilerlemesinde Perec’in yazı ile oyun oynamayı sevmesinin payı büyük. Buna rağmen akademik bir dilden ve biçimden uzak olması sebebiyle de okuyucuyu sıkmadan kendini okutuyor ve keyif almasını sağlayabiliyor.

 

You may also like

Yorum yap