Homepage Derslerden Kitap Değerlendirmesi: Tahire Erman, Serpil Özaloğlu, Bir Varmış Bir Yokmuş Toplumsal Bellek, Mekân ve Kimlik Üzerine Araştırmalar

Kitap Değerlendirmesi: Tahire Erman, Serpil Özaloğlu, Bir Varmış Bir Yokmuş Toplumsal Bellek, Mekân ve Kimlik Üzerine Araştırmalar

by samblog

Vedat Demirbilek, Şehir Çalışmaları Yüksek Lisans Programı, Şehir Düşüncesi ve Tarihi Dersi, 2017

Tahire Erman, Serpil Özaloğlu, Bir Varmış Bir Yokmuş Toplumsal Bellek, Mekân ve Kimlik Üzerine Araştırmalar, İstanbul: Koç Üniversitesi Yayınları, 2017, 334 s.

Serpil Özaloğlu Tahire Erman’ın editörlüğünde ve Koç Üniversitesi Yayınları tarafından basılan kitap, 5-7 Eylül 2013 tarihinde Kültür Araştırmaları Derneği ve Bilkent Üniversitesi’nin ortaklaşa düzenlediği Bellek ve Kültür Sempozyumu için yazılmış bildirilerin derlenmesi soncunda oluşmuştur. 8 ana başlık etrafında toplumsal bellek, mekân ve kimlik üzerine teorik tartışmaların ve araştırma bulgularının yer aldığı yazıdan oluşmaktadır. 

Serpil Özaloğlu mekânı, kişisel ve kolektif belleğin kurgulanmasında “yer” görevi gördüğünü belirtirken, mekânın toplumsal niteliğini vurgular ve bu niteliği bir topluluğun kimliğini oluşturmakta temel olmakla vasıflandırır. Ayrıca bellek tanımını işlemeye çalıştığı yazısında belleğin zaman, mekân, tarih ve hatırlama ilişkilerini Henri Bergson, Maurice Halbwachs ve Henri Lefebvre’ye verdiği referanslarla anlatır. Ahu Tunçel ise kolektif ve kişisel bellek ayrımını benimseyerek siyasal iktidarın unutturma veya hatırlatma yoluyla kolektif belleğe yaptığı müdahalenin hem kişisel bellekler yoluyla pratikte iktidar ilişkilerini nasıl sürdürdüğünü hem de bir tarihin nasıl kurgulandığını işler. Birinci bölümün son yazarı Derya Kılıçkaya, Mehmet Eroğlu’nun Belleğin Kış Uykusu adlı romanından hareketle belleğin geçmişle olan zorunlu bağlılık ve hafızanın düşünme ve irade ile olan ilişkisini vurgular. 

Kitabın ikinci bölümde B. Nilgün Öz tarafından çevrilen Aynur de Rouen’ya ait yazıda 1945-1960 yılları arasında Teşvikiye-Nişantaşı kent mekanlarında hâkim olmaya başlayan apartmanlarda geleneksel geniş aile ve çekirdek aile modellerinin gerilimini inceler. Niteliksel bir araştırma yöntemini tercih eden Rouen’nın vardığı sonuç geniş ailenin, apartman içerisinde çekirdek aile tipinde dağılım gösterse de apartman çatısı altında bu yapısını sürdürmektedir. Yazarın üzerinde durduğu asıl nokta çekirdek aile tipine uygun mekânsal düzenlemelere karşı geniş aile modelini sürdürmek isteyen halkın bu mekanları nasıl dönüştürdüğüdür. Diğer yazar Umut Şumnu ise evin mimari yapısındaki değişimi ekonomik ve politik düzlemlerde okurken 1940 ve 1970 yılları arasında konutlaşmada etkili olmuş bankalar tarafından verilen “ikramiye evleri”ne değinmektedir. Analizini İş Bankası özelinden Ankara örneklemiyle sınırlandırır. Şumnu’nun dikkat çektiği nokta; ilk zamanlarda her bir bankanın kendi ev tasavvurunun oluşu özgün mimari yapılar sağlarken 1960 ve 70’lere doğru rekabete dayalı piyasanın ve devlet politikalarının ev mimarisindeki düşünceyi dönüştürdüğüdür.

Kolektif bellekte yerin imgelerini inceleyen Yılmaz ve İnceköse, İzmir gibi kentsel bir mekân içerisinde Büyük Efes Oteli’nin bir yerin imgesi haline gelişini işlerler. Toplumsal ve bireysel belleğin yansımalarını o günün temsil gücüne sahip olan gazetelerinde görüleceğini iddia ederek Yeni Asır Gazetesi örnekleminde Büyük Efes Oteli’nin nasıl imgeleştiğini söylem analizi yöntemiyle incelerler. İzmir örnekleminde yapılan bir diğer araştırma ise Sevinç Alkan Korkmaz’ın Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde ortaya çıkan KİT (Kamu İktisadi Teşekkülleri) yerleşkelerinin bir devamı olan PETKİM-Aliağa Konut Yerleşkesi’ne dairdir. Korkmaz yazısında bu yerleşkenin Cumhuriyetin modernleşme söylemlerini barındırdığı kolektif belleğin bir devamı olarak planlandığını savunmaktadır.

Mekâna müdahalenin toplumsal bellekteki etkisine dair örneklerin incelendiği üçüncü bölümde Zehra Eminağaoğlu ve Yasin Kültiğin Yaman, Artvin ilinin Çoruh Vadisi’nde yapılan HES’lerle ortaya çıkan barajların sular altında kalan köyleri incelemektedir. Bu örnekten yola çıkarak toplumsal hafızayı oluşturan kültürel mirasların yok oluşunun etkilerini bizlere sunmaktadırlar. Pelin Çetken ise Türkiye’de kentsel dönüşüm projelerin üzerinde durmaktadır. Bunları yıkarak yapma eylemleriyle modern tavır alışın ve sonradan kenti bir tüketim metasına dönüştüren postmodern tavır alışın örnekleri olarak kentin ve kentlinin hafızalarına nasıl müdahale ettiklerini incelemeye çalışmaktadır. Bu iki durumu Memento ve Eternal Sunshine of Spotless Mind adlı filmler üzerinden benzerlikler kurarak yorumlama çabasına girmektedir. Ayşe Özmen ve Burcu Can Çetin ise üzerine çokça konuşulan Tarlabaşı Yenilenme Projesine odaklanmışlardır. Bu proje öncelikle bölgenin toplumsal gelişiminden çok iktisadi amaçlara gütmektedir. Ayrıca kentin sahip olduğu hafızayı ve hafızayı taşıyan bölgedeki yerli halkı dışladığı için belleğe yapılan bir müdahale olarak değerlendirilmektedir.

Kitabın dördüncü bölümünde kentsel dönüşüm projeleriyle gece kondu bölgelerine yapılan müdahalelerin toplumsal hafızayı nasıl etkilediği incelenmiştir. Tahire Erman, Türkiye’deki ilk büyük kentsel dönüşüm projesi olan Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Projesi (KAGKDP)’nin etkilerini bölge halkıyla niteliksel araştırma yaparak, Burcu Hatiboğlu Eren ise Altındağ ilçesi Aktaş Mahallesi’nde başlatılan kentsel dönüşüm süreçlerini yoksul kadınların deneyimleri üzerine etnografik bir çalışma gerçekleştirerek 2 farklı Ankara araştırması sunulmuştur. Cihan Uzunçarşılı Baysal İstanbul’da ilk ve geniş kapsamlı kentsel dönüşüm projesinin gerçekleştiği Ayazma bölgesinde ve Ayşe Kanbak ve beraberindeki yazarlar ise Kocaeli’nin İzmit ilçesindeki mahallelerde yaptıkları nitel araştırmaların bulgularını sunmuşlardır. Yapılan araştırmalar kitabın bu bölümüne kadar işlenen mekân ve toplumsal hafıza ilişkisini anlamaya yönelik gündelik yaşantılardan daha fazla örnekler içermektedir. Bu örneklerle kentsel dönüşüm projelerinin yol açtığı mekânsal dönüşümlerin toplumsal hafızaya ve oradaki gecekondu, apartman, ev gibi kavramların anlamlarına, gündelik yaşam pratiklerine ve dolayısıyla insanın hayatına müdahalelerle yol açtığı birtakım aidiyet problemlerine dikkat çekilmektedir.

Kentin “Hafıza Depoları” adlı beşinci bölümde kentlerde önemli bir mekân olan müzeye yönelik iki farklı analiz bulunmaktadır. Necat Keskin Diyarbakır’da kurulan kent müzelerini, kentlerin son yüz yıl içerisinde yaşadığı hızlı dönüşümlerle kentin kimliğini oluşturacak unsuların unutulmasına karşı kurulan birer bellek mekânı olarak ele alır. Ayrıca bu bellek mekânın kim tarafından inşa edildiği kurulacak kimliğin niteliğini de etkilediğini belirtmektedir. Ezgi Balkanay ise bellek mekanların tam da bu işlevini ön plana çıkarmaktadır. Ankara’daki Ulucanlar Cezaevi’nin müzeye dönüşmesiyle mekâna müdahalenin ve dolayısıyla bireylerin irtibat kuracakları kolektif hafızayı tahribatın etkisini analiz eder. Özne-iktidar ilişkisine Foucault perspektifinden bakarak hapishanelerin iktidarın baskı aygıtı olarak işlev gördüğünü ancak Ulucan Cezaevi’nin müzeye dönüşürken bu baskı aygıtını niteleyen herhangi bir gündelik pratiğe dair izler taşımadığını vurgular. Böylece, bireylerin bu mekâna aidiyet hissetmesi için engellendiğini ve bu müzeyi, hafızayı korumaktan ziyade yalnızca gösteri mekanına dönüştürdüğünü vurgular. Aynı bölümde Yahya Araz ise bir başka bellek mekân olarak mezarlıkları işler. Gayrimüslim toplulukların Osmanlı döneminden itibaren başlayan mezarlıklar üzerindeki ayrımını, tarihçi olması hasebiyle arşivler ve tarih kaynakları aracılığıyla derince bir tarihsel arka planını vermektedir. Yazar cemaatsel ayrılıkların doğurduğu “öteki” ile olan ilişkide kimliğin inşası ve aidiyetin sağlanması sürecinin mezarlıkları nasıl bellek mekanı yaptığını anlatır.

Toplumsal bellekte unutulma, unutturulma ve hatırlanma denilince Türkiye tarihinde akla gelen önemli topluluklardan ikisi Aleviler ve Yezidilerdir. Seyhan Kayhan Kılıç Alevilerin unutulmaya direnişlerini ve kültürel sürekliliklerini araştırma konusu olarak belirlediği yazısında Alevi Ocakları’nda gerçekleştirdiği nitel araştırmaya göre bu ocaklar, Alevi halkının kültürlerini sürdürmelerini sağlayacak ritüellerin tekrarlanma ve genç nesillere aktarma mekanları olma özelliğiyle halkın belleklerini koruyup aktarabilme imkânı sunmaktadır. Semran Cengiz Yezidi halkının kimliklerinde önemli unsur olan dini inançlarına dair pratiklerinin sürdürülmesiyle hafızının nasıl canlı tutulduğunu, edebiyatımızda toplumcu gerçekçi çizgiyi sürdüren Yaşar Kemal’in Bir Ada Hikayesi adlı serilerinde analiz ederek Yezidilerin unutulmaya karşı direnişlerini tekrardan vurgular.

Türkiye tarihinde kimliklerini ve kültürlerini sürdürmeye çalışan diğer önemli bir kesim ise Türkiye-Yunanistan mübadelesi sonucu Türkiye’ye göç eden mübadillerdir. İlhan Zeynep Karakılıç Sarıdünya köyüne göç eden mübadiller üzerinde yaptığı alan araştırmasında toplumsal bellek ve pratik ilişkisine farklı bir perspektiften bakarak Bourdieu’nun habitus kavramından yararlanır. Yazara göre bu köy, tütün üretimi sürecinde kimliklerini ayırt edici kılan pratiklerin olduğu bir toplumsallığa yani habitus’a sahip olmuşlar ve bu habitus’ların aktarımıyla sosyal grubun devamlılığını sağlamışlardır. Dolayısıyla zaman, mekân değişikliğine ve teknolojik gelişmelere de direnebilecek bir toplumsal hafıza aktarımı ortaya çıkmıştır. Ancak diğer bölümlerde ifade edilen noktalardan biri geçmişin aktarılmasında anlamların değişime uğraması ve unutulmasıdır. Dolayısıyla bir sonraki neslin bu habitus’(lar)a yüklediği anlamların değişmesi veya yazarın vurguladığı derneklerin varlıklarını hem fiziksel dünyada hem de sanal dünyada sürdürememesi habitus ile toplumsal hafızanın mesafesini açacaktır. Mübadiller üzerine Soner Yeler ve Gülcan Minsolmaz Yeler’in yaptığı sözlü tarih çalışmasında ise Yayla Mahallesi incelenmiştir. Burada ön plana çıkan noktalardan biri yerli sakinlerin mahallelerine dair belleklerinde en çok yer eden şeyin mimari yapılar olduğudur. Yazarlar mahalle sakinlerinin aidiyet duygularını sürdürmelerini sağlayabilmeleri için mimari yapılardaki restorasyonlara dikkat çekmektedirler.

Kitapta neoliberal politikalar sonrası yaşanan siyasal ve ekonomik dönüşümün sonuçlarını inceleyen ayrı bir bölüm bulunmaktadır. Kitabın 7. bölümünü oluşturan bu kısımda ilk olarak Güncel Önkal neoliberal dönüşümlerle kenti küresel pazara göre dönüştüren siyasal akla vurgu yapmaktadır. Bu süreçte yerel-kültürel kimliklerin kaybolması ve kentte tamamen araçsal bir hal alan butik kimliklerin ortaya çıkmasını değerlendirir. Birey, Eylem Çamuroğlu Çığ ve Ünsal Çığ’ın reklamlar ve diziler üzerinden yaptıkları analizlerde de desteklendiği üzere, birer neoliberal özne gibi hız ve rekabet odaklı hareket etmektedir. Yazarların vurgu yaptığı ortak nokta bu değişimin belleği tarihten koparıp şimdiki zamana mahkûm etmesi ve bunun da mevcut düzene alternatif bir düşüncenin yitirilmesine sebep olmasıdır. Diğer yazar Can Gündüz de yazısında bu alternatifsizliği neoliberal kentleşme politikalarının gündemine giren Cittaslow modeliyle örneklendirir. Yerel ve küresel gerilimi arasında ortaya çıkmış bir model olarak Cittaslow modelinde küçük yerleşimleri bellekleriyle, kültürleriyle dokusuyla koruyarak gelecek kuşaklara aktarmaya dair politikalar üretilmektedir. Seferihisar, Uluslararası Cittaslow Birliği tarafından bu modele göre uygun seçilmesine rağmen yerel ve merkezi yöneticilerce sürdürülen neoliberal politikalara kurban edilmiştir. Neoliberal dönüşümlerin belleğe yaptığı müdahalenin bir diğer etkisini sınıfsal farklılıkların keskinleşip derinleştiği teziyle ortaya koyan Öznür Yardımcı’nın yazısında görürüz. ODTÜ yurtlarında çalışan taşeron temizlik işçileriyle derinlemesine mülakat yapan Yardımcı, sınıfsal ve toplumsal eşitsizlikleri ortadan kaldırmaya çalışmasıyla simgeleşen Devrimci ODTÜ kimliğinin bu işçilerin kampüs içerisindeki gündelik yaşam ilişkilerindeki konumlarıyla anlamını yitirmesini ve bir bellek yitimine uğramasını vurgulamaktadır.

Kitabın son bölümünde Türkiye tarihi açısında etkisi çokça konuşulan 12 Eylül 1980 askeri darbesi ve ardından şekillenen siyasi ve ekonomik politikaların toplumsal hafızaya etkileri tartışılmıştır. Metin Çavuş 12 Eylül darbesinin 4 adet yerli sinemada nasıl işlendiğinin okumasını yaparak sinemanın toplumsal hafızaya etkisini inceler. Narin Bağdatlı Vural ise bu darbenin 78 kuşağı olarak adlandırılan dönem insanlarının belleklerinde yol açtığı tahribata dikkat çeker. Kuşağın oluşum bileşenlerini belirttikten sonra yazar bu kuşağın bellek mekanları olarak belirlendiği 32 romanlarının metin analizini yapar. Darbenin belleklere yaptığı müdahaleyi ve retrospektif kavrayışın darbe öncesine yönelik hatırlamaları nasıl dönüştürdüğünü inceler. 1980’li yıllar, Didem Kılıçkıran’ın yazısında da işlediği bir kısım Kürt halkının Kuzey Londra’ya göçmesi gibi çeşitli göç olaylarına da sebep olmuştur. Kılıçkıran yazısında göç eden Kürt kadınların geçmişle bağını, zamansal kopuş ve sürekliliklerini evleri üzerinden etnografik bir araştırma ile inceler. Teorik arka planını Bourdieu, Doreen Massey ve Henrietta Moore’un oluşturduğu araştırmada ev mekanının, göçün yarattığı kimliksizlik ve belleksizlik hislerine karşı nasıl yeniden kurulduğu sunulur.

Araştırmacıların çoğunluğunu mimarlık fakültesi öğretim üyeleri oluştursa da kitap birçok farklı disiplinden araştırmacının katıldığı bir araştırma derlemesi olmuştur. Bazı araştırmacılar yeni araştırmalarını bazıları ise önceden gerçekleştirdikleri araştırmalarını sunmuşlardır. Bu anlamda kimi yazılar oldukça kısa kalırken kimileri makale türünde yazılmıştır. Kitapta dipnotlar, yazının sonunda verilerek okuyucu için pratiklik sağlanmış ancak aynı pratiklik kaynakça için gösterilmemiştir. Dipnotlar için makale sonuna bakan okuyucu için tam kaynakçaya ulaşırken ayrıca kitap sonuna gitmesi pratik değildir. Ancak kitabın genel olarak vurguladığı mekân, toplumsal hafıza ve kimlik ilişkilerinin kentlerin dönüşümünde etkilerini artırdığı açıkça görülmektedir. Kitabın bu alandaki araştırmaların daha da çeşitlenmesini teşvik edeceği söylenebilir.

You may also like

Yorum yap